Arşiv

Archive for the ‘içimden’ Category

Bir imza günü masalı…

Aralık 4, 2011 14 yorum

O sabah nasıl da heyecanla uyanmıştım… Aslında bir kaç gün önceden uykularım kaçmaya başlamıştı. Sanki yüzlerce kişiye sunum yapacaktım ve asla hazır hissetmeyeceğim kadar zor bir konuydu… Şimdi rahatlıkla söyleyebilirim ki, yüzlerce kişiye sunum yapmak onlarca miniğe masal okumaktan daha kolay olabilirmiş 🙂


Saat 11:00’e doğru İyi Cüceler’deydik. Kalbim yerinden fırlayacakmış gibi atarken ben, birer birer kapıdan girmeye başlayan çocuklar, dostlar, tanıdığım ama tanımadığım yüzler arasında sanki bambaşka bir boyuta geçtim. Saat 11:30 olduğunda ve büyük ahşap masanın etrafında toplandığımızda, masada duran kitaplarımdan birine uzanırken, işte sahiden o anda ufacık tefecik hissettim. Bana dikilmiş bir sürü meraklı ve gülen göz eşliğinde, günlerdir her kelimesi aklımda yankılanan “Bir Kar Masalı“nı okumaya başladım…

Ben okurken, onlar sevgili Neşe‘nin bugüne özel hazırladığı Emi ve Küpeli’yle, Kar Tanesi ile Kardan Adam’la oynadılar, kah önlerindeki kitaplarından sayfaları çevirerek beni takip ettiler, kah gülen gözleriyle bana “iyisin, çok iyisin, haydi devam et” dersene cesaret vererek baktılar…

Emi ve Küpeli’yle ilk kez karlara dokunduk, Karlar Ülkesi’ne giderken rüzgarın eteğine tutunduk… Karlarda koştuk, yuvarlandık, zıpladık,  kardan adamın boynuna atkılarımızı doladık… Lapa lapa yağan kar ormanında dansedip, hızlı kayan kızaklar tepesine tırmandık… Kar Tanesi olup  hep bir ağızdan “Dikkat et!” diye bağırdık…

Ve bizimkiler koşarak girerlerken evin kapısından, onlar benim etrafımı çevrelemişlerdi çoktan…

Benim için çok özeldi… Çok önemliydi… Ne tuhaf… Böyle küçük bir anın, böylesine mutlu edebilmesi insanı… Ben adlarına kitaplarını imzalarken hissettiğim enerjileri, sabırla sıralarını beklemeleri, kahkahaları, heyecanları, iki saati aşkın bir süre boyunca her birine azıcık da olsa dokunmak, yüzlerindeki sevinci görebilmek, o güzel yüreklerini bana açmaları…  Bir imza günü böylesine masalsı olur muydu? Olmuştu!

Bu mutluluğu yaşattıkları, benimle yaşadıkları için minik hayranlarıma ve anne-babalarına, elimi yine sımsıkı tutan ailem ve dostlarıma, desteği ve arkadaşlığı için sevgili yayıncım Tuğçe’ye, ve bizi ağırlayan İyi Cüceler‘e, bir kez daha teşekkürler…

Ben bir masal yazdım…

Saçları kıvır kıvır, kulağında küpeleri, cebinde hayalleriyle, en sevgili arkadaşı biricik kardeşi olan bir kız çocuğunu anlattım.

Ben bir masal yazdım…

Bütün muzurlukları, neşesi, o naif halleriyle, hep o kocaman gözleriyle bakan bir erkek çocuğunu anlattım.

Emi’nin Küpeli’si…

Küpeli’nin Emi’si…

Bir gün uyandılar…

Bembeyazdı dünya.

Sonra büyüdüler…

Kategoriler:içimden, masal Etiketler:

Düşlerini elinle tuttuğun zamanlar…

Eylül 30, 2011 16 yorum

Ne tuhaf… Bu satırları yazacağını hep bilip, yine de şaşırmak…

Öyle ya, bunca zaman yanında taşımışsın. Çıkarıp çıkarıp cebinden bakmışsın. Sevmişsin ya sonra onları. Kırılmasından korkarak her seferinde. Sarıp sarmalayıp dolaplara sandıklara kaldırmışsın kimisinde de. Düşleri taşımak çok ciddi bir iştir ya. Dünyanın en ciddiyetli işi. Öyle de olmalı aslında. Öyle de yapmışsındır sen de.

Düşünmüşsündür… Bir kitabın üzerinde bir gün adının yazdığını görüp, onu raflardan çıkarıp da baktığın, ellerine alıp öylece taze kağıdın kokusunu içine çektiğin, satırların, resimlerin üzerinde gezindiğin zamanları… O zamanlardır düşlerini elinle tuttuğun zamanlar… O zamanlardır inanmaktan hiç vazgeçmediğin zamanlar…

Yine de şaşırır insan bazen… Ama böyle nasıl desem sevinçli bir şaşkınlık… İşte şimdi, şu anda tam da öyle bir an 🙂

“Bir Kar Masalı” çok yakında Dünya Ağacı Yayınları‘ndan kitaplaşıyor.

Ekim ayında raflarda yerini alıyor.

Yolculuk benim için şimdi başlıyor…

Ne tuhaf… Bu satırları yazacağını hep bilip, yine de şaşırmak…

İnanmaktan vazgeçmemeli gibi gelir ya çünkü. Hani bazen… İnanırsın inatla… Önce kendine! Sonra yaptığın işe. Ve dostlara… Yanında bunca zaman, seninle omuz omuza duran can dostlara…

İnanmalı sahiden de…

İşte bu yüzden;

En çok Can‘ıma… Bu yolda benimle yürürken elimi bırakmayan sevgili eşime…

Canım Özge‘me, güzel yüzlü güzel kalpli güzel sesli Özge’me… Onun sesiyle hayat bulmuşken, onun  dostluğunda kitaplaşıyor şimdi…

Sevgili yayıncım Tuğçe‘ye, Emi ile Küpeli’ye o minik elleriyle dokunmasını sağlayacağı tüm çocuklar adına…

Ve OİP‘e… “Bir masal yazsam, çizer misin?” diye sorduğum anda, kelimelerimi sihirli renkleriyle canlandıran arkadaşıma…

çok teşekkürler… Bir kez daha…

Kategoriler:içimden, masal Etiketler:

İyi ki!

Haziran 30, 2011 4 yorum

Sıcak bir yaz günüydü. Hiç uyuyamamıştım sabaha kadar.

Çok istenmiştin, hemen gelmiştin, hiç anlamamıştım en başlarda. Nasıl bir şeydi sahi? Anne olmak! İnce ince, derin derin öğretirken sen bana, seninle büyüdüm serpildim ben de aslında..

Şimdi ben seninle biliyorum en çok karşılıksız sevginin nasıl bir şey olduğunu. Pür neşenin, ya da korkunun ne demek olduğunu, büyümenin nasıl olduğunu daha iyi anlıyorum. Çocuk gözüyle bakıp da dünyaya unuttuğum hayallerimi bir bir çıkarıyorum cebimden senin varlığınla.

Sonra ben, dönüp sana baktığımda en çok, gözlerindeki ışıltıyı gördüğümde, o an iyi ki doğurmuşum be diyorum.

Seni;
denizdeki tüm balıklar kadar,
gökyüzündeki bütün yıldızlar kadar,
hava kadar,
su kadar,
toprak kadar,
bütün ağaçlar yapraklar çiçekler kadar,
arıların vızıltısı,
kuşların cıvıldaması kadar,
seviyorum ben!

İyi ki doğdun güzel kızım, boncuğum, birtanem…
İyi ki doğdun da gelip yaşamımın kıyısından elimi tuttun.
İyi ki doğdun ve bana annelik yolunda yalnız olmadığımı her an hatırlatan bunca dostu armağan ettin…

Canım kızım iyi ki gelmişsin dünyama, dünyamıza… Yeni yaşın kutlu mutlu olsun…

Kategoriler:içimden

Hediye Vosvos

Nisan 6, 2011 15 yorum

Hiç sualtında yaşayan Vosvos olabilir mi?

Peki bir Yunus’un en büyük hayali bir Vosvos’la tanışmak olabilir mi?


Yeni bir yıl, yeni bir proje, yeni bir hikaye…

Hummalı bir çalışma başladı.

Nurturia’nın bana hediye ettiği bir başka güzel insan ile…

Yollara düşen kelimelerim bu sefer kendi izini süren delinin peşine takıldılar.

Ve uzaklardaki o büyülü renklerin dünyasına düştüler.

Bir resim…

Bir hikaye…

Bir kitap…

Gerçekleşen ortak bir düş…

Hediye Vosvos” yola çıktı… Kimbilir belki sizin evden de geçer 🙂

Kategoriler:içimden, masal Etiketler:,

“Bir Kar Masalı” rocks!

Ocak 17, 2011 3 yorum

Kaç gündür neler oluyor… Kalbim heyecandan güp güp atıyor. Kendimle, ama en çok dostlarımla gurur duyuyorum. Ne güzel bir iş başardık biz diyorum. Ne güzel yaptık! İyi ki yaptık!

Bir Kar Masalı” cumartesi akşamüzerinden beri AppStore Türkiye Marketi iPad Ücretsiz Uygulamalarda birinci sırada.

Rüya gibi… Ama değil… OİP, Deniz, Özge, bir kez daha elinize emeğinize sesinize yüreğinize sağlık arkadaşlarım. Daha önce de söylemiştim yine söylüyorum. Siz olmasanız bu masal da olmazdı!

Benim için çok özel bu hikayeyi canlandırdınız, ete kemiğe bürüdünüz, Emi ve Küpeli’ye ruh verdiniz… İyi ki varsınız!

Kategoriler:içimden

“A Snow Tale” is on the way

Ocak 12, 2011 4 yorum

Başlıktan da anlaşılıyor ya. Epeydir gündemimizde olan “Bir Kar Masalı“nın ingilizce versiyonu için çalışmalarımız hızlandı. Çok sevgili, biricik arkadaşım Aydan’cım, “ben bunu ingilizceye çevirsem ne güzel olur sahi” demişti bir süre önce. Taslak halinde ilk çevirisini okudum az önce. Çok tuhaf hissettim. Ne can benim arkadaşlarım… Ve ben ne şanslı bir insanım… Böyle küçük bir hikaye, nasıl büyüdü böyle… Kocaman bir masal oldu.

Başka dillerde başka ülkelerde de okunsun diye, ama en çok tüm çocuklar sevsin diye… “Bir Kar Masalı” çok yakında ingilizce 🙂

Kategoriler:içimden

Ben bir masal yazdım…

Aralık 31, 2010 12 yorum

Anlatılacak ne çok hikaye var. Tek bir hikayenin doğuşunu anlatan bir sürü başka hikayeler… Her şey ne zaman başladı? Ben nasıl oldu da şimdi karşısında durup ekranın, “kendi” hikayeme bakıyorum?

O sabah yatağımın üzerine zıplamıştı. Kocaman açmış gözlerini, heyecanla, pencereden dışarı bakmamı söylüyordu. Bu bizim gördüğümüz ilk kardı. Kaç yaşındaydım anımsayamıyorum. Zihnimde beliren hep o ilk an… Dışarıda gördüğüm kar. Ve kardeşimin o tarif edilemez sevinci…

Yirmi yıldır kar yağmıyordu diyen annanemi hatırlıyorum sonra. Gece boyunca yağan karda oynayan, kardan adam yapan kuzenlerimi ne çok kıskandığımı… Öyle ya, biz uyurken onlar karın keyfini çıkarmışlardı fazlasıyla. Çocukluğum karın beyazlığı içinde merakla dolanıyor. Orada kalmak istiyorum. Bahçedeki portakal ağacının yanına kadar geliyorum. Ağız dolusu kahkahayla “küpeli kız” diyen sesi yankılanıyor kulaklarımda. Portakalların kokusu karın kokusuna karışıyor, gelip yanağıma konuyor.

O ilk karımın üzerinden yıllar geçti. On’lu yıllar… Büyüdüm ben.  Her kış mutlaka karlar yağan şehirlerde yaşadım. Ne zaman mevsimin ilk karı düşse gökyüzünden, ben  o ilk karı gördüğüm anı hatırladım. O tarifsiz neşemizi.

Büyüdüm ben… Anne oldum.  Sevdim kucakladım bağrıma bastım. Çocuk olurken elini uzattığında bana, tutmaya çalıştım. Okumaya başladık sonra birlikte. Ben sayfalarca okurken o gözlerini kocaman açarak dinledi hep.  Tıpkı yıllar önce karı haber veren çok sevgili dayısı gibi. Öylece seyrettim. Dünyaya onun gözlerinden baktım. Onun pırıltılarını kendi pırıltım yaptım. Ve bir kez daha hatırladım… Çocuk kalbimle sevdiğim, biriktirdiğim anılarımı…

Uzun yıllardır yazıyordum oysa.  Ya da belki de yazmayı deniyordum. İnce ince sızıyordu yaşamıma kelimeler. Kimi zaman alıp başlarını giden… Kimi zaman yanıbaşımda saklı bir halde büyüyen… Aklımda düşünceler uçuştuğunda, ben düşlere soyunduğumda,  bir yerlere karaladığım kelimelerim… Baş aşağı duran kelimelerim. Sırasını bekleyen…

Bilemezdim böyle bir anda taşacağını. Bilemezdim böyle bir anda bunca sene yanımda taşıdığım sandığımdan uçarcasına çıkacaklarını…

Ben bir masal yazdım…

Saçları kıvır kıvır, kulağında küpeleri, cebinde hayalleriyle, en sevgili arkadaşı biricik kardeşi olan bir kız çocuğunu anlattım.

Ben bir masal yazdım…

Bütün muzurlukları, neşesi, o naif halleriyle, hep o kocaman gözleriyle bakan bir erkek çocuğunu anlattım.

Emi’nin Küpeli’si…

Küpeli’nin Emi’si…

Bir gün uyandılar…

Bembeyazdı dünya.

Sonra büyüdüler…

Kategoriler:içimden