Başlangıç > yazın > “sıradışı”

“sıradışı”

Her şey sıradan bir günde başlamıştı. O gün de diğerlerinden farklı değildi, her zamanki gibi, normal ve basit bir gündü. Sabah uyanırken pek de kötü uyanmamıştı diğer günlerden. Uzun zamandır süregelen bu -öylesine iyi- hali onu artık yoruyor olsa da üzerinde çok fazla düşünmemeye çalışıyordu. Üzerinde düşündükçe şımaran ve sürekli mızıldanan bir çocuk halini almasından korkuyordu çünkü bu -öylesine iyi- halinin.

Yatağından ağır hareketlerle kalktı, banyonun yerini yine her zamanki gibi ezberden buldu, ışığı yakacak olan anahtarı çevirdi çok büyük bir iş yapıyormuşçasına. Aynanın karşısında her sabah yapılan o gündelik işlerini tamamladı ne varsa. Hiç acelesiz bir şekilde yeni başlayan güne hazırlandı. Zaten çok da özenmesini gerektirecek bir gün değildi onun için. Evden çıkmadan son bir kez aynaya baktığında hala bu sabahı diğer sabahlardan ayıran bir sıradışılık farketmemişti. Bu sabah bu-gün-e ait bir sabahtı ve her şey bu günle başlamıştı oysa.

Gün boyunca diğer monoton günlerinde ne yapıyorsa onu yaptı. Rahat bir hayat yaşamak için paraya ihtiyacı olduğu ve paraya ihtiyacı olduğu için çalışmak zorunda olduğu ve çalıştığı için aslında hayatını yaşayamadığı yere gitti haftanın diğer günlerinde yaptığı gibi. Erken kalktığı için, erken ulaştığı bu mekanda günün en erken öğününü tamamladı ve yapmayı en iyi bildiğini sandığı şeyi yapmak için, ilk oturduğunda ona sunduğu manzaradan çok etkilendiği ama artık onun için sıradan bir masa haline gelen masasına oturdu.

Normal ve basit günlerde çalışması gerektiği gibi çalışmalıyken bir süredir bitirmek zorunda olduğu halde bir türlü bitiremediği ve bunun adına da bağlılık dediği, ama aslında tamamıyla derin bir saçmalama olan, geçmişinden gelen o insanla arasındaki bağı kopar(ma)ma mücadelesi yüzünden bir türlü çalışamadığından, yine kendini suçlu hissetti ve bu konuda son bir adım atması gerektiğini düşünerek, o insana bir mektup daha yazmaya karar verdi. O günden önceki günlerde çektiği acıları biraz daha anlatırsa, kendisini daha iyi açıklayacağını düşünüyordu ve bu ona o anda oldukça da iyi bir fikir gibi görünmüştü.

Anlamsız ve de derin bir saçmalama olduğunu pek yakında farkedeceğini biz görüyor olsak da o bunu henüz görmemekte kararlıydı ve bu yüzden (yine aslında hep olduğu gibi) yazmayı tamamladıktan sonra kendini oldukça hafiflemiş hissetti. Artık gerçekten belki biraz çalışabilirdi ve sabaha göre kendisini -öylesine iyi-den biraz daha iyi hissederek çalışmaya başladı.

Gün içinde çalışmaktan sıkıldığını kabullendiği küçük zamanlarda, tanıdığı ve tanımadığı insanlarla, yapmak zorunda olmadığı halde yapmak zorundaymış gibi hissettiği için, sevdiği ve sevmediği sohbetler yaptı. Zamanı geldiğinde, gelecekte ne çok büyük işler başaracağını kendisiyle beraber bir sürü insana daha söylemesi için (ki aslında böyle şeylerin ona söylenmesinden hiç hoşlanmazdı) ondan daha az sıradan ama daha fazla bilge -belki de- yaşamış insanların çağrısına gitmek üzere yola koyuldu. Yol önemsizdi. Ya da o öyle sanıyordu. Bingo! İşte her şeyin başladığı o günün küçük, kısa ama oldukça önemli ilk karşılaşmasını o yolda yaşadı. Aslında önce ona seslenildiğini anlamamıştı ve sonra ona seslenildiğini farkettiğinde artık çok geçti. Gerçekten çok kısa bir andı ve o nasıl gideceğini bilmediği ama henüz öğrenmek için herhangi bir çaba da sarfetmediği bir yere ulaşmak için gerekli olan bir soruyu tamamen gereksiz bir anda sormuş ve sorunun cevabını hiç beklemediği o kısa anda alınca, utanmış ve utancını saklayabilmek için hiç utanmadan çok konuşmaya başlamıştı. O yerin bugünü diğerlerinden ayıracak o sıradışı anı yaşayacağı yer olduğunu biliyor olsa utancından yerin dibine girerdi herhalde.

Fakat yol önemsiz olduğu kadar kısaydı da ve o kısa yolda onun da bu yaşadığı kısa anı unutması yine çok kısa sürdü. Sonrasında geçen zaman boyunca saatler artık o günü en önemli ve en sıradışı gün yapan o ana doğru doludizgin koşturmaya başlamıştı ve o bu koşuşturmayı hiç farketmeden, gitmek istemediği halde, yine daha önce bahsettiğimiz, gerçekte anlamsız ve derin bir saçmalama olan mücadelesini biraz olsun unutmak istediğinden (ki bunu takdirle karşılamamak haksızlık olacaktır) gitmesi gerektiğini düşündüğü bir davete hazırlanmak için evine doğru yola çıktı. Pek tabii bu davetin o malum yerde gerçekleşeceğini belirtmek çok da şaşırtıcı olmayacaktır.

Eve ulaştıktan ve günün tüm gri ve belirsiz bulutlarını kapının dışında bıraktıktan sonra, hava kararınca yaptığı gibi gün boyunca üzerine giydiği o önemli kişi elbisesini çıkarıp, yaşadığı küçücük zaman diliminde bir kaç dakika yine kendisi oluverdi. Bu elbiseyi taşımak zaman zaman ona çok ağır geliyordu ama böyle zamanlarda aklından bu cüretkar düşünceleri hemen uzaklaştırıyordu. Bu elbiseyi hep takdirle(!) söz edilen kişilik özellikleriyle donatıp yaşamı boyunca taşımaya karar vermişti ve bu kararı bir söz olarak mühürlemişti. Kendisini bekleyen o sıradışı ana yaklaşmış olduğunu ve aslında o elbiseyi belki de son kez giydiğini bilmesini beklemek sanıyoruz gereksiz bir heyecan olur. O bu anı henüz yaşamış değil çok açık görüldüğü üzere.

Kendine hazırlanmak için tanıdığı süre içerisinde aklına hiçbir cüretkar düşünce getirmemeye çalışarak hazırlıklarını tamamladı. Bir kaç -yarım- saat süren hazırlıklar sonunda, bütün bu hazırlıkları tamamlamış olmak ona yaşamında ancak böyle sıradan olmayan günlerde hissettiği “olması gereken insanı” geri vermişti ama o bunun aynada aksini gördüğü ve de oldukça beğendiği görüntüsünün etkisiyle olduğunu düşünüyordu yine. Bu şekilde kendine güvenmesinin bugünü diğerlerinden ayıracak olan anı yaratacağının bilincinde olsaydı belki bir parça, çok çok az da olsa bütün bu sıradışılığı hakedip haketmediğinin endişeli gölgesi olurdu gözlerinde. Fakat o bugünü diğerlerinden ayıran ana doğru yaklaşırken, henüz herhangi bir bilinç kazanmadığı için, tamamıyla korkusuz ve olması gerektiği gibiydi.

Yaşanacakların farkında olmadan, günün kalan yarısını tamamlamak için evinden bir kez daha çıktı. Gece karanlıktı. Gece soğuktu. Ama o kendisini korkusuz ve olması gerektiği gibi hissediyordu ve bu karanlık ve soğuk ona her zamanki karanlıklardan ve soğuklardan başka bir şey gibi görünmüyordu. İlerleyen saatlerde gideceği, gitmesi gerektiğini düşündüğü davetten önce, sevdiğinden emin olduğu insanlarla buluştu ve henüz sıradan olan gününün sonlarına yaklaşırken, onlarla beraber geçirmiş olduğu geçmiş bir mevsimin güzelliğini renkli sohbetler eşliğinde hatırlayarak kutladı. Sonrasında değişen mevsimleri kutlamak için verilen, gitmesi gerektiğini düşündüğü davette başka sevdiği insanlarla bir araya gelmek üzere onlardan ayrılacaktı ve zamanı gelip de onlardan da ayrıldığında artık korkusuz ve olması gerektiği gibi olmasının yanısıra sıradışı da olacaktı. Bu davet ona, tüm o yaşadığı günlerden herhangi biri gibi görünen bu-gün-ünü hediye edecekti ama evet o hala bunu bilmiyordu. O sadece bugününün az sonra içinden geçeceği büyük kapıya kadar uzanan zaman dilimini tamamlayarak, ulaşması gereken yere ulaşmıştı ve bundan sonrasında olacakları o anda o dahil kimse bilemezdi zaten. Oysa o büyük kapıdan girerken hissettiği heyecana benzer bir heyecanı daha sonra her hissettiğinde, o kapıyı düşünecek ve kapı ona bu sıradışılığı hatırlatacaktı. Ve her hatırladığında, normal ve basit bir günü olağanüstü bir başlangıca dönüştüren o ana bir kez daha minnettar olacaktı.

Büyük kapıdan girdikten sonrasıyla o sıradışı anı yaşadığı karşılaşma arasındaki zamanda olanları anlatmayacağız. Hatta evet çok üzgünüz ama o sıradışı andan sonra yaşananları da anlatmayacağız. Buraya kadar anlatılanlar da her şeyin sıradan bir günde başlamış olduğunu daha iyi açıklayabilmek içindi. O gün de diğerlerinden farklı değildi işte, ve her zamanki gibi, normal ve basit bir gündü sadece. Sabah uyanırken pek de kötü uyanmamıştı diğer günlerden. Rahat bir hayat yaşamak için paraya ihtiyacı olduğu ve paraya ihtiyacı olduğu için çalışmak zorunda olduğu ve çalıştığı için aslında hayatını yaşayamadığı yere gitmişti haftanın diğer günlerinde yaptığı gibi. Yapmayı en iyi bildiğini sandığı şeyi yapmış, ve bunu yaparken sıkıldığını kabullendiği küçük zamanlarda, tanıdığı ve tanımadığı insanlarla, böyle bir zorunluluğu olmadığı halde zorundaymış gibi hissettiği için, sevdiği ve sevmediği sohbetlere katılmıştı. Günü tamamlayıp evine ulaşmış, hazırlıklar yapmış, sıradan gününün sonuna an ve an yaklaşmış ve nihayetinde buraya, o karşılaşmanın yaşandığı yer olduğunu asla bilemeyeceği bu yere varmıştı. Her şeyin başladığı o günün küçük, kısa ama oldukça önemli ikinci karşılaşmasını da yine bu yerde yaşamıştı. Aslında bu karşılaşmanın o sıradışı anın ta kendisi olduğunu farketmeden. Bu şekilde hissetmesi elbette ki doğaldı çünkü hiç bunun olacağını sanmıyordu, bunun olacağını tahmin bile edemezdi. Bu yüzden şaşırmıştı önce, ama çabucak kendini toparlayarak, bu karşılaşmada yapılması gerekeni yaparak yoluna devam etmişti. O kadar çabuk toparlamıştı ki daha sonraları o karşılaşmayı anımsadığında bu çabukluğuna kendisi de hayret edecekti.

O anı anlatmak gerekirse, o an öylesine bir karşılaşmaydı sadece. Öylesine sıradan, ama oldukça olağanüstü şeyler yaratacak bir karşılaşma. Hiç de beklemediği bir anda, tesadüfî bir şekilde, herhangi bir köşeyi döndükten hemen sonra karşısına çıkmıştı. Meraksız ama sorarak, sıcak ama ürperterek, neşeli ama hüzünlendirerek, apaçık ama gizemli durarak belirmişti karşısında. Her şeyin en önce olduğu gibi en saf haliyle… Rollerin olmadığı, rollere soyunulmadığı, oyunsuz, hilesiz, tuzaksız bir şekilde, unuttuğu bir biçimde… Ve böyle sıradan bir günde, böyle sıradan bir yerde, böyle sıradan bir anda, böyle sıradan bir şekilde bir karşılaşmayı hesaplamıyordu. Bu hesaplanabilen bir karşılaşma olamazdı da. Pek tabii o bahsedilen ve elbette ki doğal olan şaşkınlığı tam bu noktada yaşamıştı fakat bu şaşkınlık tamamen önemsizdi. Çünkü o saniyelerden bile azıcık süren kısacık mini minnacık şaşkınlıktan hemen sonra, farkına varmıştı.

O, az önce dünyanın en güzel gülümseyişini selamlamıştı, hayatı bundan böyle “sıradışı” olacaktı.

Reklamlar
Kategoriler:yazın Etiketler:
  1. Demet Tuncer
    Haziran 26, 2011, 11:26 pm

    Sira disi anlari farkedip, hafizasina kaziyanlari mest edecek bir deneme olmus Esracigim, okumaya doyamadim.

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: