Başlangıç > yazın > y-e-ş-i-l

y-e-ş-i-l

– yeşil.

– hayır, değil.

– yeşil yeşil gülüyorsun ama..

– sen öyle baktığındandır, biliyorsun ela benim gözlerim.

– yeşil işte yeşil, y-e-ş-i-l.. tıpkı masallardaki zümrütler gibi.


Kahkahalar atmaya başlıyorum. Saatlerdir taşların üzerinde oturmaktan uyuşmuş bedenim hafifçe sarsılıyor. Gece sabaha dönmek üzere. Mendireğin ucundayız. Ne kadardır burada oturduğumuzu hesaplamak zor. Uyku gelmiyor bir türlü, uyumak da istemiyorum ya. O’nun bu inatçı haliyle bir çocuk gibi şımarmasını ne çok özlemişim. Bunca sene sonra bile sımsıcak bakabiliyor bana. Bunca olandan bile sonra. “Affettin mi beni gerçekten?” diye sormak istiyorum. Affetmiş midir sahiden?

Rüzgarın sesini dinlemek endişemi geçiriyor. Artık dargın değil bana, öyle olduğunu ummalıyım. Biraz kuvvetli gelen bir esintiyle saçlarım dağılıyor. Üşüyorum birden. Alnımdan gözlerime doğru düşen bukleyi kaldırırken “artık gitsek” diyorum. Üst dudağı kıvrılmaya başlıyor hemen o anda. Beni duymamış gibi yaparak itirazlarını sürdürüyor, hala gözlerimin yeşil olduğu konusunda ısrarlı…

Benim gözlerim sahiden de yeşil. Çoğu insan bunu bilmez ama. Yıllardır ela renkli lensler kullanıyorum çünkü. O’na bunca sene bu gerçeği söylememem şaşırtıyor beni. Ve O’nun bunu bildiği halde hala benimle bu oyunu oynaması. Söylemediğim bütün o gerçekleri anımsıyorum sonra. O’nu görmeden kaç yıl geçti hatırlamak keyfimi kaçırıyor.

“Haydi ama, seni bekliyorum işte” diye şikayet eden sesiyle bölünüyor düşüncelerim. Dalmışım. O ise çoktan toparlanmış. Cebine doldurduğu çakıltaşlarını denize atıyor birer birer. Arkası dönük bana. Biliyorum ki gözleri yine sulandı… Üst dudağının kenarı kıvrık… Burnunu çekmesinden belli. Gitmek istemiyor yine. Fakat gitmemiz lazım artık. Oysa eskiden olduğu gibi yine zamanı evde bırakmış. Hep yapardı bunu. Hiç hesap sormazdı zamandan.. Bense ne çok korkardım, hayata zamanında yetişememiş olmaktan.

Mendirekten arabaya kadar hiç konuşmuyoruz. Yürürken cebinde kalan çakıltaşlarının çıkardığı sesler, dalgaların ve rüzgarın sesine karışıyor. Biliyorum, eve gittiğinde ilk işi onları o cam kavanoza eklemek olacak. “Bu sefer kaç tane topladın” diye soruyorum arabayı çalıştırmadan önce, “yıllardır toplamıyordum” diyor. “Peki tekrar toplayacak mısın” diye devam etmeye çalışıyorum, susuyor. Bir daha soru sormuyorum. Bu O’nu son görüşüm değil nasıl olsa… Öyle düşünmek istiyorum. Çakıltaşlarını hala benim için toplasın istiyorum.

Mendireği arkamızda bırakırken, gözüm ellerine takılıyor, elleri ceplerinde. Yol boyunca yine cebindeki taşlarla oynayacak. Bense söylenmemiş sözlerin bıraktığı boşlukları tamir etmeye çalışacağım. Zaman alışkanlıkları değiştirmiyor galiba bir tek. Sahilden uzaklaşıyoruz yavaş yavaş. İleride bulutlar alev alev, lacivertten turuncuya boyanmış. Gökyüzü uyanmaya başlıyor.

Yolculuk süresince camdan dışarıyı seyrediyor sessizce. Ne kadar hızlı kullanmamaya çalışsam da, çok geçmeden bitiyor yol. Böyle zamanlarda dakikalar neden hep aceleci davranır. Evin bulunduğu sokağa girmek üzereyken, birden “benim gözlerim yeşil aslında” diyorum, “hep yeşildi”… Gülümseyerek bana dönerken, “biliyorum” diye fısıldıyor – beni affettiğini anlıyorum.

Yüzüme dalga dalga bir sıcaklık yayılıyor. Güneş apansız yükselmiş gibi apaydınlık oluyor ortalık. Yine de haddinden fazla parlak geliyor gökyüzü. Sıkıntıyla gözlerimi kısıyorum, tam sokağın köşesini dönecekken, kolumu çekiştirmeye başlıyor. “Geldik işte, az kaldı” diye mırıldanıyorum. O ise beni dinlemeyip, sarsmaya devam ediyor. Çakıltaşlarının sesini duymadığımı farkediyorum o anda. Zaman iyiden iyiye hızlanıyor sanki. “Güneş doğdu, artık uyanmalısın” diye bir ses kıkırdamaya başlıyor yanıbaşımda. Gözlerim gitgide kamaşıyor. Dayanamayıp başımı çeviriyorum, burnumun ucunda zümrüt yeşili gözler… Üst dudağı kıvrılmış, neşe içinde beni seyrediyor. Kıkırdamalarının arasında “rüyanda konuşuyorsun” demese kendime gelemeyeceğim. Hafifçe yerimde doğruluyorum, bunu fırsat bilip yanıma zıplıyor. Bakışlarında ışıl ışıl bir merak. Elindekileri uzatıp, “bunlar azalmış babacığım” diyerek başucumdaki kavanozu işaret ediyor. O’nu kucaklayıp yataktan kalkarken, avucuma bıraktığı taşları usulca cebime dolduruyorum…

Reklamlar
Kategoriler:yazın Etiketler:
  1. Ocak 21, 2011, 3:01 pm

    Güzel demek bile haksızlık olur buna 🙂

  2. Ocak 21, 2011, 3:49 pm

    Tüylerim diken diken oldu.Bittiğini üzüldüm.
    Wowwww…

  3. mine
    Ocak 21, 2011, 4:25 pm

    Gerçekten çok güzel.. Bitmesin isterdim.. Kitap çabuk gelmeli bence emeğine yüreğine sağlık 🙂

  4. Ocak 24, 2011, 11:26 am

    Çok teşekkür ederim 🙂 Sevdiğim denemelerimdendir. Belki bir gün devamı da gelir hikayenin 😉

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: